Karaburun semalarında bir masal çöpçatanı: İbibik

ibibik

Ömür Ceylan

Karaburun’u geç de olsa tanıdıysanız, Tanrı’nın ne kadar şanslı kullarından biri olduğunuzu da sanırım biliyorsunuzdur. Hele bir de bu satırların sahibi gibi -laf aramızda- “eş durumundan” Karaburunlu iseniz eminim keyfinize diyecek yoktur. Bu yarımadada yaşayan ve sıradan insanlara göre Tanrı’ya çok daha borçlu sayılmaları gereken güzel insanlar kendilerini ne kadar ayrıcalıklı hissetseler haklılar.

Ama Karaburun kızlarının güzelliğini bilenlerce kolaylıkla tahmin edileceği gibi sayıları bir hayli kabarık olan “damat” taifesini de lütfen yabana atmayınız. Aralarında benim de bulunduğum bu “saf” bozkır çocukları, zeytin hasadı sırasında kayıplara (nebedize) karışsalar da çeşmelerde kına yıkayıp keşkek karıştırdıktan, lokma döküp pekmez kaynattıktan sonra Balıklıova’da midye yemeyi, günü Kaynarpınar’da, Bodrum’da, Yeni Liman’da batırmayı, hatta ara sıra da olsa mercan ve barbunu Tekirdağlı dostlarıyla buluşturmayı hak etmiş sayılırlar.

Harikalar Diyarı Karaburun

Latife bir kenara, Tanrı’nın yeşili ve illa da maviyi cömertçe bahşettiği bu saklı cennet, ancak belgesellerde rastlanılabilecek bir göz ziyafetine davet eder ziyaretçilerini. Hele bir de etrafınıza zamanın o yanıltıcı gözlüğünü çıkararak bakabilirseniz! Çünkü bizim ancak son sahnesine yetişebildiğimiz şaşılası evrim oyunu, yalnız tabiat bilimlerinin değil, tarih, mitoloji, antropoloji, edebiyat, folklor ve daha pek çok insanî bilim dalının milyonlarca yıldır sahnelenegelen perdelerinden ibaret. Hayat bu pencereden bakıldığında çok daha renkli, çok daha yaşanası şüphesiz. Karaburun ise tam bir harikalar diyarı.

Mesela sırtınızda tüfek Bozdağ’a tırmanırken, İnecik’in huzurlu ortamında çayınızı yudumlarken ya da Saip’te bir akşam oturması sırasında, uzaklardaki kayalıklarda ya da ağaç kovuğunda yuva yapmış bir ibibikten geldiğini zannettiğiniz “hüüüüüüüüt” sesi, sizi bir masal iklimine götürmeye yeter de artar bile. Zira o ibibiğin ataları, Börklüce Mustafa’nın Karaburun semalarına saldığı ve Şeyh Bedreddin’e ulaşması için Dobruca’ya, Deliorman’a, Serez’e gönderdiği posta güvercinlerinden çok daha kıdemli postacıdırlar.

Hüthüt, ibik, çavuşkuşu, ipekkuşu, taraklı, tarakçın, baltacı, alihorozu, zıbıt, pupuş, bûbe, bûbek, bûbû, bûbûye, püpe, murg-ı Süleymân, şâne-ser, kûkile ve büdbüdek de denilen ibibik doğu kültürünün en sevilen kuşlarından biridir ve bu derece sevilmesinin sebebi alımlı ve farklı görüntüsünden öte Hz. Süleyman’ın haberci kuşu olarak bilinmesidir.

Halk İnanışlarında İbibik

İnsanların, cinlerin, hayvanların ve rüzgârın padişahı olan Hz. Süleyman, su bulması için hüthütü keşfe gönderir. Yemen civarına ulaşan hüthüt Seba Melikesi Belkıs’ın saltanatını görür ve su aramayı bırakarak Belkıs’ın ülkesini dolaşmaya başlar. Hüthütün kaybolmasına son derece kızan Hz. Süleyman, onu bulması için akbabayı görevlendirir. Hüthüt bulunup huzura getirilince Hz. Süleyman, onu yalnızca çok geçerli bir mazeretle affedeceğini söyler. Hüthüt de Belkıs ve ülkesinden söz eder. Hz. Süleyman hüthütü affederek, onun vasıtasıyla güneşe tapmakta olan Belkıs ve halkına davetname gönderir. Daveti kabul eden Belkıs ve maiyeti Hz. Süleyman’ı ziyarete gelir. Bu ziyaret sırasında Hz. Süleyman (veya veziri Âsaf) Belkıs’ın tahtını rüzgâr sayesinde ülkelerine getirirler. Melike Belkıs, Hz. Süleyman’ın dinine girer ve onun eşi olur.

img_9784_ibibik

İbibik’in marifetleri bununla da sınırlı değildir. Halk inanışlarına göre kanadındaki tüylerden tütsü yapılan yerde pire, tahtakurusu ve karınca barınamaz. Kokusu pek fenadır. Yuvasını insan dışkısından yaptığı ve yaz günü ağzını açtığında sineklerin uçuştuğu söylenir. Çok keskin bir görüşü vardır. Yeraltında bulunan suyu, insanın bardakta gördüğü gibi görür derler. Hastalandığında akrep yiyerek iyileştiği sanılır. Eşler birbirine çok vefalıdır. Dişisi kaybolursa erkeği yemeden içmeden kesilir, sürekli feryat eder. Eğer birisi ölecek olsa hayatta kalanı artık bir daha başkası ile eşleşmez. Kanat tüyü üstte taşındığında veya savaş sırasında kulağa sokulduğunda düşmana galip gelinmesini sağlar; bir eve bırakıldığında ise o ev er geç harap olur. Dili, kişinin zekâsını arttırır ve düşman zararından korur. Gözü unutkanlığa, bağırsağı kansızlığa ve tırnakları nazara iyi gelir. Gagası saygınlığa, yuvasından alınan bir avuç toprak ise özgürlüğe kavuşturur. Sağ gözü ve yakılarak kül hale getirilmiş sol kanadı, câzibeyi ve aşk ateşini arttırır. Temizlenmiş hüthüt bağırsağı, ağarmış saçlara üç gün müddetle sürülse saçın rengini siyahlaştırır. Rüyada hüthüt görmek kötü huylu bir âlime, yüceliğe, zenginliğe ve misafire yorulur.

İbibik ve Edebiyat

Eski şairlerimiz de böylesi bir çağrışımlar hazinesine kayıtsız kalmazlar elbette. Hz. Süleyman ve Belkıs arasındaki postacılığı ve olağanüstü görme yeteneği pek çok şair tarafından yüzyıllarca şiire taşınmıştır. Hatta kimi dikkatli şairlerimiz onun o alımlı ibiğini dahi zarif benzetmelere malzeme kılarlar. 16. asır şairlerinden Zati bunlardan birisidir. Zati’ye göre başındaki ibiğiyle içli içli öten ibibik, uğruna dağlar deldiği halde sevgilisi Şirin’e kavuşamayıp sonunda balyozunu kendi kafasına indirerek intihar eden ünlü âşık Ferhâd’a benzemektedir: Hüdhüdâ benzer ki sen murg-ı dil-i Ferhâdsın Başına tîşe dokunmuş nâlede üstâdsın “Ey ibibik; feryat etmedeki ustalığına bakılırsa sen Farhâd’ın başına balyoz inmiş gönül kuşu olmalısın.” İbibik hakkında söylenebilecek daha pek çok şey var ama şimdilik bu kadarı yeterli sanırım. Nihayet bütün bunlar bir gün ibibik ötüşü duyulduğunda hatırlansın diye yazıldı. İbibik görmek ve dinlemek isteyenler içinse son bir tavsiye: Kuşlar âleminin en zarif ve en hüzünlü ibibikleri Karaburun’da sizleri bekliyor…



Yorumlar

Yorum yok

Yorumunuzu Yazabilirsiniz.

* işareti olan kısımlar zorunludur.

İsim *

E-posta * Sitede yayınlanmayacak.

Site