Karaburun için dalış vakti

dscn8898Mute Efendioğlu

Güneşli bir Haziran sabahında saat 10:30.
Scuba Mimas dalış merkezinin Mimoza Koyu’na bakan kulübesinde dalışa hazırlanıyoruz. Dalış eğitmenlerinden Haluk Hoca, önce 10 dakikalık bir eğitim veriyor bana. Dalış kıyafetini, maskeyi, tüpü, tüpe bağlı göstergeleri ve bilumum teçhizatı ve bunların nasıl kullanılacağını anlatıyor. Ardından sıra geliyor su altında nasıl anlaşacağımıza. El işaretlerinin ne anlama geldiğini ve nasıl hareket etmem gerektiğini de öğrendikten sonra dalışa hazırım. Elbiseler giyiliyor, tüp ve ağırlıklar takılıyor, paletler ve su altı fotoğraf makinemiz elimizde veee işte sudayız. Paletleri takıp Mimoza Koyu’nu su altından gezmeye başlıyoruz.

Küçüklükten beri denize girdiğim bu yeri ilk defa görmüşçesine şaşkınım. Zira tüpten nefes aldığım için hiç su yüzüne çıkmıyorum ve sualtındaki hayatı bir film seyreder gibi seyrediyorum. Renk renk, çeşit çeşit bitkiler ve deniz canlıları var burada. Karaburun’daki balık çeşitliliği der dururuz ya, işte tüm o çeşitleri balıkçı Cengiz Ağabey’in tezgâhı dışında ilk kez bir arada görüyorum.

Hemşerim Ahtapot İle Kavgamız

Güneş altında, deniz dibine uzanmış bir denizyıldızını geçtikten sonra, eğitmenim Haluk bana bir şeyler işaret ediyor. Derken elini daldırdığı taşın altından koca bir ahtapot çıkarıyor ve uzatıyor bana. Ben de Karaburunluyum ya, hemen hamle yapıp almaya çalışıyorum ahtapotu. Ama ne mümkün! Tam alacağım derken hayvancağız kaçıveriyor elimden. E normal, deplasmanda sayılırız tabi. Yine hamle yapıyorum, bu sefer çok sıktığımdan olacak, ahtapot arkadaş benim tüpün hortumuna dolanıyor. “Sen beni boğdun, ben de seni boğacağım” hesabı… Bu girişimin ardından, Haluk Hoca’nın bütün çabalarına rağmen bırakıyoruz hemşerimiz ahtapotu ve o da mürekkebi aracılığıyla bize teessüflerini bildirerek uzaklaşıyor yanımızdan.

Yavru Balıklar İtina İle Beslenir

Sualtı bu, aksiyon biter mi? Haluk, deniz dibinden bir denizkestanesi alıp taşla kırarak bana veriyor. Başta elimde kestane aval aval bakarken, meseleyi sonradan anlıyorum. Küçük küçük bir sürü balık ürkekçe yanıma gelip elimden denizkestanesinin içini yiyor. Hep onlar bizi doyuracak değil ya, biraz da biz onları doyuralım. Böylece denizlerimizde nesli tükenmekte olan balıklarımıza da destek oluyoruz.

Sualtında geçirdiğimiz bir saat boyunca, üzerimdeki onca ağırlığa ve hayatımda ilk defa taktığım o koca paletlerle hareket etmenin zorluğuna rağmen, sudan çıktığımda hiç yorgunluk hissetmiyorum. Hani hep söylerler ya “akvaryuma bakmak insanı dinlendirir” diye, işte koca bir akvaryumun içinde tüm deniz canlılarıyla beraber olmak insanı nasıl dinlendiriyor, artık siz düşünün.

Kategori: Doğa

Etiketler: , , ,



Yorumlar

Yorum yok

Yorumunuzu Yazabilirsiniz.

* işareti olan kısımlar zorunludur.

İsim *

E-posta * Sitede yayınlanmayacak.

Site